Arda Türkmen: Yemek Kültürümüzü Yeterince Pazarlayamıyoruz

Arda Türkmen’i şefliğinin yanı sıra gerçekten tanımaya ne dersiniz? Arda Türkmen'den mutfaktan özel yaşama dair cevaplarını aldık.

Arda Türkmen: Yemek Kültürümüzü Yeterince Pazarlayamıyoruz
Yayın Tarihi: 23.12.2017 19:34:00

Alıştığımız şef kıyafeti, başında şef şapkası, kilolu klasik aşçı kalıbını kıran, uzmanlığına sempatikliğini ve samimiyetini de katarak bizi ekranların başına toplayan Arda Türkmen, “Arda’nın Mutfağı” ile girdi hayatlarımıza. Biz onu Arda Türkmen olarak tanıyoruz. Peki davul çalan, sosyal sorumluluk projelerine gönül vermiş, yurtiçi ve yurtdışında yarışlara katılan Arda Türkmen’i tanımaya ne dersiniz?

1) Hemen hemen birçoğumuz gibi üniversite mezuniyetiyle başlayan bir hayat zaman içinde markalaşan bir Arda Türkmen. Nasıl oldu? Arda Türkmen’in markalaşma yolculuğu dinlemek istiyorum. Birçok genç̧ şef adayının – şefin rol modelisin bence. Bu genç̧ şeflere de ilham olacaktır.

Üniversiteden önce de müteşebbistim. Üniversite yılları boyunca da hep farklı farklı sektörlerde kendimi çalışarak geliştirdim sonrasında da yiyecek içecek sektörüne devam ettim. Arda Türkmen markasına gelirsek, öncelikle bir marka oluşturmak amacı ile çıkmadım bu yola, ben hayalimdeki, idealimdeki işleri projeleri yapmaya kanalize olmuştum süreç kendiliğinden gelişti. Hala da birinci önceliğim Arda Türkmen ya da Arda’nın Mutfağı markasını korumak değil yaptığım işi hakkı ve layığı ile yapmak. Beni kendine örnek alan gençlere de en büyük tavsiyem bu olur.

2) Bugün günümüzde gerek mutfak alanında olsun gerek koçluk alanında gerekse başka alanlarda olsun eğitim veren ve bu eğitimlerin sonunda insanı sertifikayla taçlandıran kurumlar oldukça fazla. Sence her şey sertifika mı ya da diploma mı? Yanılmıyorsam sen de gastronomi değil işletme mezunusun. Sertifika yoksa insan iyi bir şef değil midir? Sence yeteneklerimiz de dayatmalarla mı şekilleniyor? Sence bu sistem olması gereken mi yoksa algıya yönelik bir sistem mi? Ne düşünüyorsun?

Bundan yirmi sene evvel Türkiye’de gastronomi okulu yoktu, ya yurt dışına gidip eğitim almanız gerekti ya da işi çekirdeğinden öğrenmek gerekiyordu Fakat şimdi genç arkadaşlarımızın bu işi okulunda okuyarak öğrenebilme şansları var. Bana kalırsa artık böyle bir imkan varken bir gastronomi okulunu ya da mutfak sanatları okulunu bitirmek büyük avantaj ama bu demek değildir ki herhangi bir gastronomi okuluna girdiğinizde sektörün kapıları size açılacak herkes sizi pamuklara sarıp sarmalayacak. Böyle bir eğitim aldıktan sonra esas hayat başlıyor, o hayatta ne kadar rekabetçi ne kadar mücadeleci olacağınız sizin kariyerinizde çok belirleyici oluyor. Var olan okullar aslında bir dayatma ya da mecburiyet değil bir olanak. Ben her zaman işin kişinin kendisinde bittiğini düşünürüm. Ne yetenekli gençler var ama hiç sebaat etmiyorlar, ne kadar kısık yetenekli arkadaşlar da çok çalışarak başarılı oluyor. Bunu 22 yıllık sektörel deneyimimde gördüm o yüzden mümkünse iyi bir eğitim almalarını ama eğitim alsalar da almasalar da hiçbir şeyden pes etmeden sonuna kadar çalışmaya devam etmelerini öneririm.



3) Sence Türk milleti olarak bir yemek kültürü oluşturabildik mi? Yemek kültüründen kastım damağa yönelik bir şey değil, bu açıdan sahip olduğumuz kültür tabii ki tartışılmaz. Nasıl ki şarap içmenin bir kültürü vardır, yemek kültürü diye de bir şey var bana göre. Biz neden UHD - HD tatil köylerinde açık büfenin önünde kendimizi kaybediyoruz? Biz de bu açıdan eksik bir şeyler mi var?

Açık büfenin önünde kendini kaybetmeyen bizden değildir :) o her şey bitecek korkusunu maalesef aşamıyoruz. Açık büfe adı üstünde büfe orda duruyor ve sen aldıkça takviyeleniyor. Ama bizde bitecek ve bir daha gelmeyecek korkusu var, şaka bir yana çok geniş perspektifli bir soru sordun, yemek yapmak konusunda geniş bir kültürümüz olduğunu düşünüyorum yeme konusuna herhangi bir yorumum yok. Bence bizim eksiğimiz yemek kültürü oluşturmaktan daha çok yemeğimizi, kültürümüzü, kendimizi yeterince pazarlayamamak.

4) Ben Türk erkeğinin “Erkek adam mutfağa girmez – yemek yapmaz” tabusunu büyük ölçüde Arda Türkmen’le aştığını düşünüyorum. Seni genelde kafasında beyaz şapkası olan aşçı – şef modelinden çok spor kıyafetlerle yemek yaparken, içimizden samimi biri olarak gördük bu da olayın normalleşmesine fazlasıyla katkı da bulunan etkenlerden diye düşünüyorum. Bu tabu yıkılmaya mı başladı yoksa ortadan kalktı mı? Gastronomi bölümleri oldukça ilgi görmeye başladı. Açık konuşmak gerekirse eskiden aşçı adama kız bile vermezlermiş. Malum mühendisler – doktorlar kızları isterken :P şimdi kızlar da aileler de şef’lere bayılıyor. Sen neye bağlıyorsun bu değişimi?

Benden önce de televizyonlarda yemek programı yapılıyordu, muhtemelen benden sonra da yapılmaya devam edilecek. Bizim en önemsediğimiz konu özellikle televizyon ekranlarında doğal içten ve samimi olmaktı. Ben normalde de oldum olası şef ceketi giymeyi çok aşırı sevmem. Mutfakta çalışırken evet giyerim ama evde manyak gibi ceket giyipte yemek yapmam :P Biz programı ev samimiyetinde ve rahatlığında yaptığımız içinde normal gündelik kıyafetlerle çekmeye karar verdik. Ayrıca bu programı yapmamızdaki temel amaç ben yapabiliyorsam sen de yapabilirsin anlayışını daha fazla hissettirmekti, bu sebeple elimizden geldiği kadar insanları cesaretlendirici olmaya çalıştık.

5) Bir çok kişi ünlü olduktan sonra kendilerini ispatladıkları alanlar dışına da kayıyor. Mesela dizilerde oynuyor, jurilik yapıyor ve daha nicesi. Mesela ben Arda Türkmen’i mufak alanında tanıdım. Sen de alanının dışına çıkmayı düşünür müsün?

Dizi teklifi gelmedi ki. Önce bir gelsin sonra düşünürüm. Eğlenceli olduğu sürece yeni şeyler deneyimlemeyi severim. Yapabileceğime inandığım bir şey olduğu sürece cesur adamımdır. Önemli olan bende iyi durması.

6) Olmazsa olmazların var mı? İş olsun, sosyal olsun, özel olsun... Hayata dair alanlarda kurallı yaşayan biri misin yoksa...? Bence pek kurallı yaşayan birine benzemiyorsun :) Ne de olsa işin bir anlamda yaratıcılık. Yaratıcılık kural kaldırmaz. Doğru mu? Hareketli mi, sakin bir yaşamı mı tercih ediyorsun?

Benim de diğer insanlar kadar az çok olmazsa olmazlarım var. Bunların bazıları; spor yapmak, güzel yemek yemek, sevdiğim insanlara vakit ayırmak kadar hayatın içinden şeyler. Bazıları da daha manevi, duygusal şeyler. Onlar da bana kalsın.

7) Biliyoruz ki toplumumuzda kadına yüklenen bazı misyonlar var. Yemek yapmak da bunlardan biri. Şahsen ben senin gibi mutfak konusunda uzman biriyle birlikte olsam tedirginlik yaşardım diye düşünüyorum. İnsan bir ükmüyor değil :)


Beğenir mi, beğenmez mi tedirginliği... Özel hayatında mutfağı kadına mı bırakırsın yoksa roller değişiyor mu – değişir mi? Kısaca özel hayatında nasıl bir mutfak anlayışın var, kadına yüklenen misyonu da göz önüne alırsak...

Kadın kadar erkekte mutfağa girip yapıyor, bu yüzyıllardır değişmeyen bir gerçek prof mutfaklarda erkek çalışan sayısı çok daha egemen, Türkiye’de yemek yapmak çok anne olgusunu çağrıştıran bir durum. O yüzden biz yemeği kadın algısıyla eşleştiriyoruz. Bugüne kadar hiçbir kız arkadaşım bana herhangi bir yemek yaparken ya da bir sofra kurarken endişe duymadı, çünkü önemli olan orada ortaya konulan emek. Bir de zaten işi işte bırakmak lazım. Masaya oturdun mu keyfini çıkartacaksın her şeyi eleştirmeyeceksin.



8) Şimdi sana “en sevdiğin mutfak hangisi?” diye sorsam büyük ihtimal “Türk Mutfağı” diyeceksin. Eh, haksız da olmazsın. Başka mutfaklar var mı sevdiğin? Bugüne kadar yerken “ıyyyyykkk” deyip yüzünü ekşittiğin bir yemek oldu mu? Dünya mutfaklarından olmuştur diye düşünüyorum.

Türk mutfağı konusunda haklısın, meraklı bir tipimdir, gittiğim her yerde oradaki lokal halk ne yiyorsa onu yemeyi severim. Bugüne kadar yiyipte çok iğrendiğim bir şey aklıma gelmiyor ama Uzakdoğu’da çekirge, cırcır böceği, hamam böceği ve örümcek yiyorlar. Ben örümcek denedim tadı çok kötü değildi ama şöyle bir örümcek olsa da yesem demedim bugüne kadar.

9) Uzmanlık alanın mutfak ama bunun dışında bir de bisiklet tutkun var. O zaman Arda Türkmen kafasını boşaltmak için bisikleti tercih ediyor desem yanlış bir şey söylemiş olmam. Sadece hobi boyutunda da değil sanırım bu galiba. Ciddi ciddi zaman ayırıp oganizasyonlara da katılıyorsunuz bisiklet sever bir ekiple. Doğru muyum?

Doğrusun ama eksiksin, bisikleti hem spor hem de çok zevk aldığım için yapıyorum ama davul da çalıyorum. Lise yıllarımdan beri keyfim için davul çalıyorum. Son iki yıldır bu hobime daha çok vakit ayırıyorum. Bisiklete dönecek olursak 10 yıldır düzenli olarak bisiklete biniyorum yurt içi ve yurt dışı yarışlara gidiyorum. Düzenlenen organizasyonlara katılıyorum. Hatta Velotürk projemizde de çocuklara bisiklet alıp bu işin manevi tarafını da insanlara biraz daha anlatmaya çalışıyorum.

10) Mükellef... Karaköy’de. Henüz ziyaret fırsatım olmadı ama bir gün mutlaka geleceğim. Hangi lezzetleri bulabiliyoruz Mükellef’te? Bir zincir oluşturmayı, yurtdışına da açılmayı düşünüyor musun?

Zincir olmayı çok düşünmüyorum. Fakat hayat neler gösterir hiç bilemezsin, zaten hayat dediğin sen planlar yaparken başına gelen şeyler değil mi? Mükellefteki esas amacımız her gelen misafiri mutlu bir şekilde uğurlayabilmek. Menümüz mevsimsel ve dönemsel ürünlere göre çeşitleniyor. Bu dönemde 30 kadar soğuk meze, 20 ara sıcak ve sıcak meze, et, tavuk balık çeşitlerinden oluşan 16 tane ana yemek ve 5 tatlıdan oluşan bir menümüz var.

11) Eh seni yakalamışken enerjimizi - seretoninimizi arttıracak pratik basit yiyecek – içecek – atıştırmalık öneriler vermeni istesem...

Her insanın mutluluk algısı farklı, ama tatlı şeylerin insana alık da olsa ekstra bir mutluluk verdiğini düşünüyorum. Sağlıklı tatlı olarak da ilk önereceğim şey yüksek kakao oranlı bitter çikolata olur.

12) Yaşamın boyunca acı, tatlı olaylar yaşadın elbette. Yaşadıklarından “hayat felsefem” dediğin bir motta oluşturdun mu kendine? Senden hayata dair bir motto vermeni istesem nasıl bir motto verirsin bana?

Hayatta yaşadığım şeylerden çok dersler çıkarttım, çok şey öğrendim. Hala da öğrenmeye devam ediyorum. Benim hayat felsefem;

Gerekirse denize dalar kum çıkarırım, gerekirse uzaya gider taş toplarım. Kafama koyduğum bir işi yapmak için çabalamaktan ve çalışmaktan hiç vazgeçmem. Asla pes etme!

Röportaj: Ayça Akın
 




HABERİ PAYLAŞ